
İzmir’in kalbinde, zamanın kıyısında duran bir köşk var: Van Der Zee Köşkü. Bugün Coffee LAB olarak hayat bulduğu bu yapı, geçmişin zarafetini bugünün sıcaklığıyla buluşturuyor. Her bir duvarı, penceresi, gölgeli merdiveni yıllara tanıklık etmiş; şehre, insana ve zamana dair pek çok hikâyeyi içine saklamış.
Van Der Zee Köşkü’nün hikâyesi, 19. yüzyılın sonlarına uzanıyor. İzmir’in Levanten döneminin ihtişamını yansıtan bu yapı, adını Hollandalı tüccar ailesi Van Der Zee’den alıyor. Dönemin ticaret hayatında önemli bir yer edinen bu aile, köşkü yalnızca bir yaşam alanı olarak değil, aynı zamanda bir sosyal merkez olarak da kullanmış. Bahçesinde verilen çay partileri, taş terasında akşam üstü sohbetleri ve şehirden uzaklaşmak isteyen misafirlerin konuk edildiği odalarıyla köşk, bir zamanlar İzmir’in elit yaşamının sessiz tanığıydı.
Yapının mimarisi tipik Levanten etkiler taşıyor. Yüksek tavanları, geniş pencereleri, renkli vitray süslemeleriyle hem Batı hem Doğu’nun zarafetini harmanlıyor. Zaman içinde farklı ellere geçen, sessizleşen, unutulmaya yüz tutan bu köşk; yıllar sonra yeniden ışığını yakaladı.
Coffee LAB olarak buraya taşındığımızda, sadece bir mekânı değil, bir ruhu devraldık. Her kahve kokusu, bu köşkün duvarlarına sinmiş geçmişe bir saygı duruşu gibi. Restorasyon sürecinde köşkün orijinal dokusunu korumaya büyük özen gösterdik. Tavan süslemeleri, ahşap paneller, taş duvarlar… Hepsi bir zamanların anısını bugüne taşıyor. Bahçemizde içilen bir fincan kahve, belki bir zamanlar Van Der Zee ailesinin konuklarına ikram ettiği çayın yerine geçiyor. Ve her adımda, geçmişle bugünün buluşmasına tanıklık ediyoruz.
Van Der Zee Köşkü artık sadece geçmişe ait bir hatıra değil. O şimdi, hikâyesine seni de davet eden bir yaşam alanı. Dilersen sessiz bir köşesinde kitabını okuyabilir, dilersen dostlarınla birlikte tarihle iç içe bir kahve deneyimi yaşayabilirsin.
Burası sadece bir kahve mekânı değil; burası bir zaman makinesi. Ve her fincan kahve, bu eşsiz köşkün sessizce fısıldadığı hikâyelere eşlik ediyor.




